28 Ağustos 1990 Salı

39.72 RENKSİZ BİR DOĞADA YOLCULUK

Bunca yıldır İstanbul-Bodrum-İstanbul arasında gider gelirim.
Ne renkler gördüm.
Mevsimlere göre.

Ama bu yıl doğa renksizdi.

Yağan yağmurların parlattığı yeşillikler
ağaçlarda tüm canlılığı ile yaşarken
doğada hiç renk yoktu.

Çünkü Zakkumlar yoktu.
Üstüme üstüme gelen Zakkumlar.
Beni ve doğayı renklendiren Zakkumlar.

***
Yolu genişletirken ortadaki refuju kaldırmışlar,
yerine su kanalları yapmışlar.

Zakkumları da söküp atmışlar.
O güzelim Zakkumları.

Su kanalları da muhakkak gerekliydi.
Belki de bu sular bir yerlerde toplanacak,
doğa için kullanılacaktı.

Kim bilir...

Ama gene de gözlerim hep Zakkumları aradı.
Beni ve doğayı zenginleştiren Zakkumları.

***
Öğle yemeğini Köfteci Ramiz’de yedik.
Her gidiş gelişte yaptığımız gibi.

Restoran Direktörü Hakan Akdeniz’e bu yıl ki renksiz yolculuğumu Köfteci Ramiz’in renklendirdiğini söyledim.

Tabii şunu da ekledim. Biz yaşıtız. Köfteki Ramiz de benim gibi 1928 doğumlu.

“Herhalde o zamanlar böyle bir yer ve durumda değildi” dediğimde bana kısa bir bilgi vermek yerine müessesenin geçmişini yansıtan çok kapsamlı bir belge verdi.

Arşivci ruhum hep böyle belgelerle mutlu olmuştur.

“20. Yüzyılın hemen başında Makedonya’nın Prilep şehrinde dünyaya gelen iki öksüz ve yetim oğlan kardeşin öyküsüdür bu... Babaları Balkan Savaşında esir düşmüş, annelerini bebek denecek yaşta kaybetmişler, onları büyüten babaanneleriyle birlikte Türkiye’ye göç etmişler. Önce Alaçatı, sonra İstanbul ve Adapazarı derken amcalarının yaşadığı Manisa’nın Akhisar ilçesinde almışlar soluğu...

Akhisar o yıllarda Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış ve çiçeği burnunda bir Cumhuriyet’in şehri. Halk, tarifi imkansız bir yoksulluğun içinde.

Askerlik görevlerini İstanbul’da yaparken evci çıktıkları akşam saatlerinde ve hafta sonlarında, o yılların İstanbul’unun önemli lokantalarında çalışarak mesleklerini geliştirmişler. Akhisar’a tekrar döndüklerinde de Makedonya’da sokak satıcılarının yaptığına benzer bir tür ızgara köfteyi daha da geliştirme imkanını bulmuşlar.

Tamamen dana etinden mamul, sadece tuz ve soğandan oluşan, yiyene et tadı veren bu köftenin altına, kepekli bir tür pideyi tereyağında kızartarak ve doğrayarak yastık yapmışlar. Izgara edilmiş yeşil biber ve tavada tereyağında ısıtılmış domateslerle sunulduğunda, yiyene unutamadıkları bir lezzetin yaratıcısı olmuşlar.

Sonunda da 1928 yılında limon sandığnıdan sandalyeleri olan küçücük bir dükkan açmışlar kendilerine...

1934 yılında da, şimdi hala faal olan tarihi dükkanlarına taşınmışlar.

2000 yılında Akhisar Merkez Çarşısı içindeki dükkanlarından başka bir de İstanbul – İzmir anayolu üzerinde, BP Akaryakıt İstasyonu yanında şube açınca daha da tanınır olmuş Köfteci Ramiz...

Köfteci Ramiz’in dördü oğlan biri kız beş çocuğu olmuş. Çocukları hem dükkanda çalışmış hem de okumuşlar. Oğlanların ikisi hukukçu, kızı diş hekimi, diğer iki oğlanın biri mühendis diğeri de işletmeci olmuş.

Bütün bir ömrü, yarattığı bu lezzeti ülkeye duyurmak adına çalışan Köfteci Ramiz 1970 yılında rahmetli olmuş.

Çocuk denecek yaşta babalarını kaybeden kardeşler dört elle babalarının bıraktığı mirasa sarılmışlar ve babalarından teslim aldıkları bayrağı bugüne kadar getirmişler.”

Yukarıda özetleyerek yazdıklarım sadece bir köfteci dükkanının öyküsü değil, bu aynı zamanda hatta daha da çok bir aile öyküsü.

Ben aile öykülerini severim ve de yarınlara kalmasını isterim. Bu nedenle anılarımı yazdım. Sizler de aynı şeyi yapın. Bu da bir çeşit mirastır. Nesiller boyu sürer gider.

***
2005 yılında geçirdiğim Aort ameliyatından sonra, teyzemin torunu Haluk Erbel Bodrum’a otobüsle gitmemi yasakladı.

Beni, sürücüsü Şadi Doğru götürüp getiriyor.
Zaten on yıldan fazla bir süredir Şadi beni her yere taşıyor.
Güler yüzle, şefkatle, dostlukla, sevgiyle.

Beni Bodrum’a bıraktıktan sonra İstanbul’a dönerken,
ya da beni almak için İstanbul’dan Bodrum’a gelirken,
o uzun yolu tek başına yapmasın diye
karısının kendisine eşlik etmesini önerdiğimde
Şengül bunu sevinçle karşıladı.

Bu gidiş gelişlerde, anılar yapıyor, biriktiriyor,
sonra onları yeniden hatırlayarak uzun yolu kısaltıyoruz.

Şengül, aynı zamanda benim Facebook arkadaşım.

***
Bu yıl oyumu kullandığımın ertesi günü yola çıktım. Daha yola çıkmadan seçim sonuuçları belli olmuştu.

Ak Parti kazanmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi beklediğimiz ve umduğumuz sonucu alamamıştı.

Halbuki Kemal Kılıçdaroğlu projeleriyle halkın karşısına çıkmıştı. Hepsi önemliydi. Özellikle Aile Sigortası. Her gittiği yerde ve her televizyon kanalında tekrar tekrar anlatmıştı. Hepimizin anlayacağı gibi.

Acaba iyi anlaşılmadı mı? Yoksa inanılmadı mı? Yazık oldu.

***
Oyumu kullandığım 1044 sayılı sandıkta AKP 83, CHP 128 oy almış.

Ne iyi etmişim de, "bir oy bir oydur" demişim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder