13 Nisan 2010 Salı

24.2.3.1 YANIK ALICILAR

Bir arkadaşımız bizim için "yanık alıcı" demişti.

Bu gerçekten çok doğru bir tanımlamaydı. Sevinç de ben de sevmeden hatta aşık olmadan hiçbir şey yapamazdık.

Nitekim Sevinç, İmren Çıkmazı'nda bahçe içinde taştan yapılmış bir Bodrum evini severek aldı ve içinde aşkla yaşadı.

Sevinç'in Mehmet Ali Kışlalı'yla evli olduğu yıllardı. İki çocukları vardı. Murat ve Orhan. Yalnız o günlerde evlilikleri bir sarsıntı geçiriyordu ve ben buna çok üzülüyordum.

Ne yazık ki birbirlerine çok yakışan bu iki güzel insan, birbirlerini çok seviyor olmalarına karşın, kısa bir süre sonra ayrıldılar.

Sevinç çok sonra Mümtaz Soysal'la evlendi. Mehmet Ali bir daha evlenmedi.

***
Aynı günlerde Çilek Sokak'ta sadece 70 metre kare olan bir arsayı çok beğenmiştim.

Mahallenin çocuklarının “aralık” dedikleri arsayı.

O “aralığı” beğenmemin nedeni Cumhuriyet Caddesi'nden sokağa girince sağ tarafta boylu boyunca beyaz badanalı bir duvarın olmasıydı. Sol tarafta ise sadece iki tane komşu kapısı vardı.

Sokak temizdi.

Bodrum'un diğer sokakları gibi ortasından çirkef akmıyordu.

O yıllarda yerliler foseptikleri dolmasın diye ellerine geçen her suyu, ister çamaşır suyu olsun ister bulaşık suyu, sokağa dökerlerdi.


Beyaz duvar. 
***
Arsa, Mahkeme Baş Kâtibi İlyas Öztin'e aitti.

Kendisi satmak istiyordu ama ailesi istemiyordu.

Ne yapabilirim diye düşündüm.

O gece onlarda pansiyoner olarak kalmak geldi aklıma.

Aileye kendimi sevdirecek arsayı bana satmalarını sağlayacaktım.

Nitekim başarılı oldum.

***
İlyas Bey ile 120 bin liraya anlaştık.

El sıkıştık.

O tarihte 120 bin lira çok büyük paraydı. Hemen Bodrum’a yayıldı. Duyanın ağzı açık kaldı. Ben de büyük bir bilgiçlikle, “Ne yaptığımı biliyorum, ama imzayı attıktan sonra zaman benim lehime çalışacak” diyordum.

Bunu inanarak mı söylüyordum, yokta kendimi mi kandırıyordum, bilmiyorum.

***
Yalnız, benim aldığım arsa şehir planında otopark olarak gözüküyordu. O günlerin İmar Müdürü Gürel Tercan bunun yanlışlıkla yazıldığını, ilk Encümen Toplantısı'nda düzeltileceğini söylüyordu.

Bu durumu bildiğim halde İlyas Bey’e bir miktar para ödedim.

Kadınların gözü karadır. Erkekler temkinlidir.

Paranın devamını getirmek için o akşam Ankara’ya hareket ettim.

Anneme arsanın durumunu söylemedim.

Gürel Bey kısa bir süre sonra telefon etti ve müjdeyi verdi.

Rahatladım.

***
Bir hafta sonra da İlyas Bey telefon etti. “Hâkim bey 130 bin veriyor.
Almak istiyorsanız siz verin” dedi.

Biraz sonra kendisini arayacağımı söyledim.

***
Annem, “Kim aradı?” dedi. “İlyas Bey” dedim. “Niçin aramış?” dedi.
Söyledim.

Annemin hiç hoşuna gitmedi İlyas beyin bu davranışı.

Bana döndü, “Tabii o arsayı almayacaksın.” dedi.

Biraz durdum. “Alacağım” dedim.

Annem çok şaşırdı.

“Anne” dedim, “Ben o arsayı sevdim.”

Annem başını çevirdi.
Odadan dışarı çıktı.
Bir daha da bu konuya değinmedi.

***
İlyas Bey’e telefon ettim. 130 bin lirayı kabul ettiğimi söyledim.
Parayı Ankara’dan banka havalesi ile gönderdim Bodrum’a.

***
Ardından Bodrum’a gittim. Bankadan parayı aldım.

Yolda giderken Evin Pansiyonu’nun sahibi Haydar Bey’e rastladım.
“Hayrola” dedi.
“İlyas Bey’e parasını götürüyorum” dedim.
“Aman başınıza bir şey gelmesin, ben size jandarmalık yapayım” dedi.

Gülüştük.

***
Hakkı ve Kibare Uslu’nun evinde kalıyordum.

Yürüyerek eve geldim.

Çilek Sokağa girince bir de baktım ki hâkim bey ile doktor hanım, iki tane iskemle bulmuşlar,
arsanın önüne koymuşlar, oturuyorlar.

Beni görünce, “130 bin liralık arsayı görmeye geldik” dediler.

Hani hâkim bey 130 bin lira veriyordu?

***
Arsayı 1975 yılının 9 Kasım günü aldım.
Ve aynı gün Tapu Dairesi'ne gittim.

Birinin bana şahitlik yapması gerekiyordu ama benim kimsem yoktu. Orada duran bir beyden rica ettim. Kabul etti. Meğer bu bey Adliye Camii'nin altındaki İrme'nin sahibi Cemal Özyiğit'miş.

O günden beri ne zaman İrme'ye gitsem Cemal Bey’le selamlaşırım. Hatta bazen Tapu Dairesi'ndeki imza gününü hatırlatırım.

Çok severek aldığım o arsaya, üç yıl sonra temel atacak ve üzerine aşkla bir ev yapacak ve o evi aşkla yaşatacaktım.

Sağda İlyas Öztin, solda Gürel Tercan.
Ben arsayı aldığım zaman manzara böyleydi. 
Bugün bile evime gelenler, evin sıfırdan yapıldığına inanmazlar. 
Zannederler ki ben eski bir Bodrum evi aldım restore ettirdim. 
Bu resim beni doğrular.


***

İnşaat sırasında 
Salih (Akçaalan) Usta, ben ve Salih Usta’nın yardımcısı.
Salih Usta’nın yardımcısı doğudan gelmiş bir rençberdi.
Bir gün oturduğum odanın kapısını vurdu. 
“Hayrola” dedim.
“Ben senin için üzülüyorum” dedi.
“Neden?” dedim.
“Çünkü yalnızsın” dedi.
“Sen de yalnızsın” dedim.
Biraz düşündü. Sonra gitti.
Çok içlenmiştim.

İnşaat bittikten sonra.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz begonvili
Özgen ve Suzan Acar
ön duvar örüldükten hemen sonra
teneke içinde getirmişler 
ve tenekesiyle dikmişlerdi.

***
Ön Avlu

Ön Avlunun çakıl taşlarını Salih (Akçaalan) Usta döşedi. Bir sabah erken geldi. Elinde bir küçük defter. “Bak! Patron buraya bir şey çizdim, ne dersin” dedi. “Ben bir şey demem. İleride herkese Salih Usta çizdi, Salih Usta döşedi diye anlatmak isterim” dedim.

Bir seccade çizmişti. Sağ ve sol köşede birer servi ağacı vardı. Ortada da Hayat Ağacı. Yanında ise Mey Kasesi.

“Tamam” dedim. Hemen sokak kapısını kapattı. Çalışmaya başladı.

İtalyanlardan öğrendiğini kimseye öğretmek istemiyordu.

O anda yılların ötesine gittim. Annemle babam ayrılmışlar. Osman Dayım ile yengem Ankara'da oturuyorlar. Anneannem ve ciciannem yanlarında. Dayım annemle beni de çağırdı. Devrim İlkokulu’na kaydım yapıldı. İkinci sınıftayım.

Dayımların bir komşusu var. Hacı Baba. Sık sık geliyor. Milli Mücadele yıllarında İmalat-ı Harbiye’de çalışmış. Örneğin, top arabası tekerleği yapmış.

Kurtuluş Savaşı’na katılmış olan annem birden heyecanlanıyor. “Kim bilir kimlere öğrettiniz” diyor. Hışımla anneme dönüyor. “Kimseye öğretmedim” diyor.

Bodrum’lu Salih Usta ile Ankara’lı Hacı Baba’nın hiçbir farkı yok. İkisi de sevgisiz.

***

Arka avlu.
Arka avlunun çakıl taşlarını da 
Salih (Akçaalan) Usta döşedi.

Ön avlunun altı foseptik.
Arka avlunun altı sekiz tonluk su deposu. 
Arka avludaki çeşmenin aynası. 
Çeşmeyi Salih (Akçaalan) Usta yapmıştı. Bir gün ressam dostum Oya Katoğlu gelmişti. Hem çeşmeyi hem aynayı çok sevmişti. Hatta yapraklarını eliyle okşamıştı.

Bunu Salih Usta’ya anlattığımda,“Kaşıkla yaptım, kimseye söyleme” demişti.

6 yorum:

  1. Olcay Hanım,
    Evinizin arsasını alışınız,evi yaptırışınızı anılarınızla yazmışsınız.Aldığınız arsa ailem için çok kıymetliydi.Size kısmet oldu o zamanlar.Yazınızda "Bir gece onlarda yattım.Aileyi kandırdım."cümleniz beni çok üzdü.Ne annem Ayşe Öztin,ne de uzun yıllar başkatip ve noter olarak görev yapan,saygın bir kişi olan babam İlyas Öztin sizin tabirinizle kandırılacak sıradan kişiler değildi."Kandırma"sözcüğü basit kaçmamış mı?O sözcüğe daha açık yorum yapsaydınız.Selamlar(Belkıs öztin koparanoğlu)

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Belkıs,
    Merhaba. Sizi çok özledim. Ne yazık ki bu yaz göremedim.
    Anılarımla ilgili 'kandırma" sözcüğüne takılmışsınız.
    Halbuki o sözcük bir hoşluk ifade eder.
    Böyle düşündüğüm için öyle yazmıştım.

    Ama madem ki sizi incitmiş, hemen şimdi o cümleyi çıkartıyorum.

    Aslında yazdığım doğrudur ve gerçektir.

    Çünkü o arsayı sadece babanız satmak istiyordu. Diğer aile bireyleri 'asla'. Halbuki ben o arsayı tutku halinde almak istiyordum. Bu amaçla o gece sizin evinizde pansiyoner olarak kalmıştım.

    Ve kapıdan içeri girdiğim an da aynen öyle söylemiştim ve bir gülüşmeye vesile olmuştu.

    Yoksa anne ve babanız başta olmak üzere size ve erkek kardeşlerinize her zaman saygı duydum.

    Sevgiyle.

    YanıtlaSil
  4. Belkıs Koparanoğlu'ndan Facebook'taki 'Eski Bodrum' sayfasından gelen:

    Olcay Hanım, sizin evinizin ilk arsa sahibi rahmetli Dr Mümtaz Ataman'ın garajıydı. Orayı ‹zmir'e taflındıklarında babam baflkatip, noter, icra memuru ‹lyas Öztin'e sattı. Siz de bizden aldınız. Bir köfle yazınızda arsayı nasıl aldı€ınızı yazarken babamı kandırarak arsayı aldı€ınızı yazmıfltınız. O yazınızı flimdilerde sayfanızda tam metniyle göremedim. Babam son derece akıllı, bilgili, Bodrumlular tarafından sayılıp sevilen herkese her konuda akıl veren ,yardım eden bir kifliydi. Benim, kardefllerim için hala babamı nasıl kandırıp arsayı aldı€ınız merak konusu. Belki açıklık getirir, merakımı giderirsiniz diye bu satırları yazdım..

    YanıtlaSil
  5. Aynı sayfada benim verdiğim yanıt:

    Sevgili Belkıs Koparanoğlu, bugün misafirlerim vardı. Bilgisayarı yeni açtım.Önce Barbaros Ergene'ye yanıt verdim. Kusura bakma. Geciktim.

    Anılarımı blogumda okuduktan sonra internetten gönderdiğin yazıda "kandırdım" sözcüğü üzerinde durmuştun. Derhal o sözcüğü kaldırdım ve internetten de böyle yaptığıma dair haber verdim.

    Herhalde internete ve anılarıma bakmadın ve bu nedenle görmedin.

    Belkıs'cığım, Haziran'ın ilk günü Bodrum'da olacağım. Eğer sen de orada olursan bu konuyu seninle karşılıklı konuşmak isterim.

    Sevgiyle.

    YanıtlaSil
  6. Yukarıdaki son iki yazıyı bugün buraya taşıdığım için tarih 15 Nisan'ı gösteriyor Halbuki bu yazışma daha önce yapıldı.

    Facebook öylesine bir kuyu ki eğer o anda kaydedilmezse bir daha o yazıyı bulmaya olanak yok.

    YanıtlaSil